05 Şubat 2010 Cuma

" Keşke.....olsaydı." - KELİME OYUNU



KEŞKE...

Son günlerde,sık sık eski günleri,çocukluğumu,gençliğimi düşünür oldum.Komşularımızı,aile dostlarımızı,mahalle bakkalımız Kâmil efendiyi,Şengül berberi,ayakkabı tamircisi Hüseyin efendinin boya kokan küçük dükkânını,ay başında parasını almak için havagazı sayacında tebeşirlerle çetele tutan-Kavacık suyu dağıtan-yaşlı sucu Mümin efendiyi,yerin yedi kat dibinden gece gündüz kömür taşıyan mavi gözlü kapıcımız Halit efendiyi,önünde kuyruk olduğumuz macuncuyu,
bıçak bileyicisini,yorgan dövücü hallatçıyı,Arap kızı resimli Mabel sakızı,
yaldız kâğıtlı gofretin tadını,hayal dünyamızı zenginleştiren çizgi romanları,Doğan Kardeş Dergisini,teksası,tommiksi,tenteni,cumartesi çocuk radyo saatini,il radyo kanalını,Kemal Tuğcu hikâyelerini,
Hayat,Ses,Hey,Erkekçe,Playboy dergilerini,ergenlik dönemimin ilk aşkları Hülya Koçyiğit-Catherine Deneuve gibi nicelerini düşünür oldum.

Yaşamlarımız kolaydı.Paranın alım gücü vardı.Belki her mahallede bir milyoner yoktu , ama insanlar saygılıydı,mutluydu.Kapılar açık yatılır,
komşu bebeleri aynı mamaları yiyerek büyürdü.Peki,ya sonra ne oldu da toplumca çağ atladık. Küçük Amerika olduk.Vitrinler ithal mallarıyla doldu.Hiper-Süper marketler açıldı.İflaslar başladı.

Veresiye defteri tutan mahalle bakkalları kapanır oldu.Nasıl oldu da veresiye defteri yerine insanları intihara götüren yabancı bankaların kredi kartları hayatımıza girdi?

Gerçekten ne oldu da çocuklarımız ''yerli malı kampanyalarını'' unutup,
marka ithal mallarla birbirleriyle kıyasıya rekabet içine girip de boyları büyüdü? Neden işçiler aç kalıp,sokaklara döküldü ve açlık grevleri başladı? Emekci kesim neden ay sonunu getiremez oldu?


Ve neden yolsuzluk,hırsızlık,fuhuş,gasp olayları arttı? Niçin memurlar,
emekliler ikinci işlerde çalışmak zorunda kaldı? Yine neden eski mahalle,
gazino ve Türk sanat müziği kültürü ortadan kalkarak,el değiştirdi?

Ya hayallerimiz,gerçekten onlara ne oldu?
Peki ya yarış atına çevirdiğimiz soluk benizli mutsuz çocuklarımız...

Evet,biz çağ atladık bir şeyleri yitirmenin karşılığı.

Evet,biz otomatiğe bağlı
robotlara dönüştük hayallerimizi yitirmenin bedeli karşılığı.

Evet,biz birer vahşi kapitalist tüketiciye dönüştük insanlığımızı yitirmenin bedeli olarak.

''Keşke yitirmeseydik.''
''Keşke eski günler ve hayallerimiz olsaydı.''
''Keşke biz,biz olarak kalabilseydik.''

(Öykü Atölyesi için yazılmıştır.)

26 Ocak 2010 Salı

Ö Y K Ü






'' İ V A ''

Ali uyandı,doğruldu,öksürükle kıvranan karısına baktı.Kafasını yastığa koydu, uykusu kaçtı,kalktı. ''İva''dedi...Fırtına nın sesi,birkaç kurdun uluması,tahta kapının eşiğinden,kenarından soğuk geldi.Eliyle kibriti yokladı,lüks lambasına çaktı,yaktı.Pencerenin yanına gitti,buğulu camı eliyle sildi,dışarıya baktı.Elli hanelik yerde,bir titrek ışık daha gördü.Kar her yeri örtmüş,geceyle tezat yaratıyordu.Dört günden beri aralıksız yağan kardan başka hiçbir hareket yoktu.

Anadolu'nun bir köyündeyiz,hem de Doğu Anadolu'nun...Köyün en uzunu olduğundan,''Uzun Ali'' derlerdi ona.Karısı Ayşe ile evliydi on beş yıldır.Seviyorlardı birbirlerini belki de yüz yıldır...Anasını beşikte ,babasını
bebeyken kaybetmişti.Dede ile süt anne büyütmüştü Ali'yi.Onları da asker dönüşü kaybetmişti.Karısı,on dört yaşında bir oğlu,altı hayvanı vardı.

Doğu Anadolu'yu görmeyenler bilmez,yedi ay kar vardır yerde.O yöre insanının en önemli varlığı hayvanıdır,yiyeceğini,içeceğini,yakacağını ondan alırlar.Çoğu hayvanları ile birlikte yatarlar,ısısı ile sabahı getirirler.

Adam,karısının öksürmesini duydu.Kalktı minderden.Kadının kafasını kaldırdı,su içirdi.Kadın yine uyudu.Abasını giydi,dışarı çıktı.Tipi hızla suratına vurdu.Yakından birkaç köpek havladı.Gecenin beyaz karanlığına yürüdü. Düşündükçe daha da yürüdü. ''İnce Hastalık ta neymiş'',diye söylendi.Saçları, fırça bıyıkları,kaşları,üstü başı kar oldu. ''İva'' dedi...Tepenin zirvesinde çömeldi. Sırtını tipiye verdi,tütün sardı.Gün aydınlanmadan eve döndü.Sönmüş ocağın yanında kıvrılmış
oğlunu karlı pabuçlarıyla dürttü.Kibriti attı,yakmasını söyledi.
Birazdan Ayşe kadın uyandı.Ocağa süt koydu,üstüne su.Yer bezini yaydı,sert yufka ekmeği süte doğradı.Tahta kaşıkları salladılar...

Akşam oldu,Ayşe kadın kötüledi.Uzun Ali,su tasını uzattı.Öksürük kesilmedi. Kırmızı çiçek dudaktan kan süzüldü.Adam içinden ''İva'' dedi.
Oğlanla göz göze geldiler. ''Anayı kasabaya götüreceğiz'' dedi.Dışarı çıktı,yaşlı atı çekti,yularını taktı.Üstüne bir çuval attı.Kızağı getirdi,üstündeki karları eliyle kürüdü.Atı bağladı.İçeri girdi,silahı kuşandı.Postları,battaniyeleri,çuvalları topladı.Kadını kucaklayıp kızağa koydu,üstünü sıkıca örttü.Çocuğu,anasının yanına oturttu.

Yola çıktıklarında karda hızlandı.Şimdi iki dostun kar üzerinde ayak izleri,bir de kızağın...Epey gittiler.Adam döndü,geriye baktı.Oğlan tereddüt etti,sırıttı. Uzun Ali,iklimi gibi sert,gülmeyen bir adam,kafasını çevirdi,yola baktı.Gecenin zorlu olacağını düşündü.

Üç,dört,belki de beş altı saat,tipiye meydan okuyarak,çekti yaşlı atı adam.Gece yarısından önce kasabaya varmalı diye düşündü.Beyaz koyu sessizliği uzaktan uluyan bir kurt bozdu.Silahı yoklamak istedi.Sağ elini kurtaramadı,soğuktan yulara yapışmıştı. ''İva'' dedi.Sol elini cebinden çıkardı,belini yokladı.Bütün gücüyle sağ elini çekti,atın kafası kara battı,kanlı elini abasına sildi,cebine soktu. Sol eliyle atı yola vurdu.

Sarp dağlar,dik aşağı yollar,bitmek tükenmek bilmiyordu.Arasıra oğlana seslenip,''sakın uyuma,anana sarıl'' diyordu.Çocuk cılız sesle ''hıh'' diyordu.Tipi tüm hızıyla devam ediyor,dizlerine kadar batarak yol alıyordu.Yokuş aşağı birkaç kez at kaydı,kızak savruldu,adam yuvarlandı,Her seferinde ''İva'' dedi.

Kaç saattir gittiklerini bilmiyor,dermanı gittikçe tükeniyordu.Yaşlı at çoktan tükenmişti.Adam bir de onu taşıyordu.Ayaklarında ki uyuşukluk dizlerinin üzerinden beline doğru kayıyordu.Gözlerine yarı bir perde indi,gittikçe siyahlaştı.Eskisi gibi göremiyor,gözleri donmasın diye yün bereyi indiriyordu.
''Şu vadiyide kıvrıldık mı geldik,ana iyileşir,bize yine tarhana çorbası yapar,''dedi.Oğlandan cevap gelmedi.Uyuyorlar diye düşündü.Gittikçe iradesi kayboluyor,hafızası gidip geliyordu.Gözlerinde ki kara perde şimdi iyiden aşağıya inmeye başlamıştı.Yaşlı ata gayret vermek için birşeyler mırıldanıyordu.İliklerine kadar işleyen ayaz artık vücuduna sıcaklık hissi vermeye başladı.Dayanılmaz bir uyku hali geldi.Uyumamasını bilerek,gözlerini kısarak yarı uyanık yarı uykulu yol alıyordu.
Uzaktan köpek havlamaları duydu.Son bir gayret geldi.Gözlerini iyice açtı.Atı hızlıca yumrukladı.Kasabanın birkaç sönük ışığını hâyâl meyal gördü.
Sağlık ocağının hafif yokuşunu tırmandılar.Avlusuna girdiler.Bu manzaraya alışık bir adam Uzun Ali'yi sobanın yanına aldı.Anayla oğlanı ayrı bir odaya,atı ahıra...
Uyumakta olan doktoru uyandırdılar.Çayını masasına koydular.
Uykulu gözlerle bir yudum çekti.Beğenmedi.İçerde uyuyan kaymakamla çok rakı içmişti.Hâlâ sarhoştu.Sigarasına uzanırken,hademe:''Uzak bir dağ köyünden bütün gece gelmişler...kadınla çocuk donmuş,adam iyi.''
Doktor elinin tersiyle ağzını sildi.Rakı istedi.Sesleri duyan kaymakam uyandı,masaya ilişti.İçmeye devam ediyorlar,kaymakam konuşuyor,doktor dinlemiyordu.

İki insan donarak ölmüştü Anadolu'nun bilmem ne köyünden.Alışıktı.Rakısına uzandı,yarısını çekti.Onlar için mi üzülmesi gerekiyordu,yoksa sabahın köründe boşu boşuna uyandırılıp sarhoş kaymakamın zırvalamasına mı?Karar veremedi.Bardağa rakı doldurdu.'' Sigarasından uzun bir fırt çekerken hademeye seslendi:''Adamı getirin.''
Uzun Ali herşeyden habersiz çorbasını içmiş,ikinci çayını içiyordu.Kadının biri karla ayaklarını ovuyor,yün çorapları sobanın mandalında asılı kuruyordu.Topallayarak odaya girdiğinde
hangisinin doktor olduğunu bilemedi.''Sen deli misin be adam.bu gece vakti ne diye yola çıkarsın.İkisi de ölmüş,''dedi doktor.

Ali,doktorun gözlerinin içine baktı,sonra kaymakama,sonra da masaya...Doktorla gözleri yine buluştu,epey bir bakıştılar.Doktor
gözlerini kaçırdı,elinin tersiyle kapıyı gösterdi.Haykırarak,''İva'' dedi,kapıdan çıkarken Uzun Ali.Sarhoş kaymakam,''bu adam deli mi''
diye güldü.Ali kapının eşiğinden geri döndü.Kaymakama öyle bir tokat attı ki adam duvara uçtu.Yere düştü.Doktor,küfrederek ayağa kalkarken,kendini kaymakamın yanında buldu.Sessizlik oldu.Hademe içeri girdi.Günün ilk ışıkları pencereden içeri süzüldü.

Kaymakamla doktor toparlandı.Ayağa kalktılar.Kaymakam,elini beline attı.Ali daha hızlı davrandı.Sadece iki kez sıktı.''İva'' dedi.

Jandarma karakolunda,kaymakam ve doktorun alınlarından giren tek kurşunla öldükleri zapta geçti.İki devlet görevlisi öldürmekten
idama mahkum edildi.Kalem kırılırken,radyo on iki mart darbesi yapıldı diye marş çalıyordu.
Zaman geldi.Darağacı kuruldu. Çingene son kez ipi yağladı,sehpayı kontrol etti.Son isteğini sordular.Köyünde gömülmek istedi.Cellatı beklemeden sandalyeyi itti.

Tabutun içine eşyalarını koydular.Büyük bir ciddiyetle işlerini yaptılar.Zapta sayımı da yazdılar.Bir kadınla bir çocuk ölmüştü Anadolu'nun bilmem ne köyünden diye yazmayı da unutmadılar.
Köylüler tabutu karşıladı.Sular donduğundan,sevdikleri adamı karla yıkadılar.Eşyalarını paylaştılar.Ali'yi gömdüler.Uzun Ali'nin abasının cebinde beyaz bir mendil çıktı.Askere giderken,Rus süt anasının verdiği...elle işlenmiş oya gibi bir yazıyı mendil de okudular:''İva.
''Ne anlama geldiğini kimse bilemedi,Uzun Ali'den
başka...
(Bu öyküm,bloğunu kapatan Sunny kod adlı okul arkadaşımın sitesinde verilmişti.)
Aslan

20 Ocak 2010 Çarşamba

Önemli ''MİM''




Yeni bir "mim" başlatılmış ve Sevgili
ASUMAN
hanım ve DALGALARI AŞMAK tarafından mim'lenmişim.Ama bu mimle ilgili kurallar var.Ortaya karışık yapamıyorsunuz.Öncelikle bu bilgileri vereyim.

*Mimi gönderen bloga link veriyorsunuz.
*Üç kişiyi mimliyorsunuz ve mimlediğiniz kişinin bloguna not bırakıyorsunuz. ( Ortaya bıraktım, isteyen alsın, demiyorsunuz.) Ayrıca olabildiğince bu konuda mimlenmemiş blogları seçmek için özen gösteriyorsunuz.
*Mimlediğiniz blogların da linkini veriyorsunuz. Yapacağımız, aşağıdaki sorulara düşüncelerimizi yazmak. Ve işte sorular.

1) Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorsunuz?
2) Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?
3) Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?
4) Yargı bağımsızlığı sizin için ne anlam taşıyor?
5) Beşinci soruyu siz belirlemek durumunda olsaydınız neyi öğrenmek isterdiniz?

Gelelim benim cevaplarıma...

1) Dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda ne düşünüyorum ?

Millet Vekilliği dokunulmazlığı kaldırılmalı ve suçlular bağımsız sivil mahkemlerde derhal yargılanıp,cezalandırılmalıdır.Meclis kurallarını tanımayan,şiddet kullanan milletvekillerinin kürsü dokunulmazlığı da kaldırılarak,disiplin cezası verilmelidir.Milletvekillerinin,iş takipçilik,müşavirlik,özel sektör veya şirketlerinin olduğu saptandığı takdirde,miiletvekilliğinden uzaklaştırılarak,ağırlaştırılmış ceza ile cezalandırılmaları gerekir.Bunun için gerekli yasal hazırlıkların ivedilikle hazırlanması gerekir.Milletvekilleri yemin töreni sırasında,bölgesinden gelen hemşerilerine boş vakit ayırmayacağına,işlerini aksatmayacağına,gerekirse her ay temsil ettiği bölgeye giderek sorunlara çözüm bulacağına da and içmelidir.TBMM çay kahve içilip,yandaşlarına iş bulma,onların işlerini takip etme yeri değildir.Geçmiş dönemlerde,erkek milletvekillerinin kürtaj parası almak için komik,akıl dışı yolsuzluklar yaptığı bilinmektedir.
Bu türlü yolsuzluklar(sağlık,özel seyahat ve özel aile masrafları)tespit edildiği takdirde,yüksek tirajlı basında bu tip siyasilerin yüz kızartıcı suçları ilan edilerek kamu oyuna duyurulmalıdır.


2) Seçim barajı kaldırılsın mı? Neden?

Burada barajın kaldırılıp kaldırılmamasından önce başka şeylere kısaca göz atmakta yarar var.Milletin iradesi,ya da milli iradenin en üst ifadesi olarak Türk Devrimini ,Kurtuluş Şavaşı'nı ve Cumhuriyet Devrimi'ni gerçekleştiren,1924 Anayasası'nı yapan ve 1937'de Altı Ok ilkelerini Anayasa'ya koyan milli irade,oy sandığıyla belirlenmediğine göre milli irade olmuyor mu,ya da ne oluyor?Bugün sandıktan çıkan oyların emrettiği ''milli irade'',Kurtuluş Savaşı'nı ve Cumhuriyet Devrimi'ni gerçekleştiren milli iaradeye,onun ilkelerine,onun önderine karşı olduğuna göre,ikisinden birinin yanlış olması gerekir.Gerçek olan şu:Ya sandıktan çıkan belirleyecek milli iradeyi,ya da Cumhuriyet Devrimi'nin ilkeleri.Hiçbir ulus,kendi temellerini yıkan,kendi sonunu getiren bir karar ve eylemde bulunamayacağına göre,doğru olan bellidir.

Demek ki sandıktan çıkan oyun emrettiği ile,yani seçmen iradesi ile ulusal ya da milli irade aynı şey değil,hatta çoğu kez karşı karşıya gelebiliyor.Evet,bugün geldiğimiz noktada,Cumhuriyeti devrimle kuran devrimci milli irade ile oy sandığına hapsedilmiş sahte ''milli irade'' ya da seçmen iradesi karşı karşıyadır.Bu sahte ''milli irade''nin nasıl imal edildiğinin örneklerini komşularımız Gürcistan'daki,Ukrayna'daki Soroscu turuncu devrimlerle gördük.Hitler'in ,Musolini'nin de seçimle iktidara geldiğini,antidemokratik olduğunda herkesin birleştiği 12 Eylül Anayasası'nın da halkın yüzde 92 oyu ile onaylandığını,yani ''milli irade''nin tecellisi olarak sunulduğunu biliyoruz.Şu da çok önemlidir;12 Eylül Anayasası'nı yüzde 92'yle onaylayan ''milli irade''ile AKP'yi yüzde 45 lerde ile iktidara getiren
''milli irade''aynı iradenin ABD emperyalizminin ''ılımlı İslamcı''karşıdevrim sürecinin halkalarıdır.Her ikisi de;birincisi
terörle sindirilmiş,ikincisi de açlık,işsizlik korkusu ve yalanla terbiye edilmiş bir ''milli irade''nin ürünü değil mi?

Hiçbir ulus kendini köleliğe,yok olmaya götüren bir kararı ulusal bir irade,ulusal bir bilinç ürünü olarak alamaz.Bu toplumların doğal gelişme ve var olma hakkına aykırıdır.Tıpkı bireyler için geçerli olan,yaşama,karnını doyurma,barınma vb temel hakları hiçbir devletin,hiçbir çoğunluğun hiçbir koşulda onun elinden alamayacağı gibi,ulusların var olma hakkı da aynı şekilde temel bir haktır ve bu hakka dayanan ulusal irade de ,o ulusun zaman zaman yanılan çoğunluğu da olsa,hiçbir güç tarafından ortadan kaldırılamaz.Sonuç olarak baraj kaldırılsa ne olur,kaldırılmasa ne olur...Şaka elbet,yorum size ait!

3) Adayların belirlenmesinde nasıl bir yöntem uygulansın?

Bu sorunun bir çok cevabı yukarıda verilmiştir.Yine de şu kısa saptamayı yapmakta yarar vardır : Sandıkta da ''devrim yapan halkın''iradesidir geçerli olan.Devrime katılanın,devrim yapanın,kendine devrim pratiğinde değiştrip dönüştürenin bilinci ve iradesiyle,katılmayan,henüz bu bilince sahip olmayanın oyu,''iradesi''eşit ve aynı ağırlıkta değildir.

4) Yargı bağımsızlığı benim için ne anlam taşıyor?

Yargı bağımsızlığını devrimci Mustafa Kemal tanımış mıdır ki ben tanıyayım.Yargı da,yasa da,kanunlar da hangi kuruma bağlıysa,parayı kimden alıyorsa,sonuçta deformasyona uğramaya mahkumdur.İnsan unsurunun olduğu yerde bunu normal karşılamak lazımdır.Mustafa Kemal,emperyalist işgal sırasında İstanbul hükümetinin hangi yasasına bağlı kalmıştır.İdam hükmü ile cezalandırıldığı halde,mücadelesinden ve devrimden vazgeçmiş midir?''Devrim, eski düzenin yasalarını tanımadığı gibi yeni düzenin yasalarına tabi olmayı da reddeder.''Düzeni toptan ve tamamen değiştirmeye karar veren kitleler ve bireyler yeni düzen içinde kurulan hükümetlerin (örneğin Rusya’da geçici hükümetler) kararlarını falan da beklemeden mülkiyet ilişkilerini ve hiyerarşik düzenlemeleri bilfiil değiştirmeye girişirler. Fabrikaları, toprakları ele geçirir, eğer askeri birimlerdeyseler üstlerinin emirlerini dinlemez ve fiilen emir komuta mekanizmasını işlemez hale getirirler. Rusya’da ve 1936 İspanya’sında devrim böyle gerçekleşmiştir.Bu biraz ''anarşizm''in hümanizması gibi gözükse de,son derece göreceli ve geniş kapsamlı bir olgudur.

Devrimci diyalektik,halkların kendi yargı bağımsızlığını kendilerinin oluşturmasını,gerektiğinde değiştirmesini,gerektiğinde de yıkmasını ve yenisini oluşturmasını söyler.Bunu da şartlar belirler.

5)Sevgili Asuman hanımın,Türk kadını konusunda ki yazısına tamamiyle katılıyorum.

Sevgili Dalgaları Aşmak kendi sorusunda ''Ülke şartları ne durumda olursa olsun (her kötü ihtimali düşünebilirsiniz)askeri darbe sizce ne anlam taşır?.''diye sormuş.

Devrimci halkların devrimci ordusu,halklarına işkence,zulüm yapmaz.Yapmadığı gibi, darbe yapma gereksinimi de duymaz.Çünkü,devrimci bir toplumda bütün kurumlar birbirini tamamlayan çarkların birer parçasıdır.

Benim sorum aşağıda mimlediğim dostlarıma:''Anyasa değişikliği yapılmalı mıdır?''

Ebruli
NoEngel
Gece Sorgulamaları

17 Ocak 2010 Pazar

Fotoğrafların Dili (21.Çalışma)



Yol hikayeleri dinlemek istiyorum eskilerden bu pazar günü dostum.
Uzak,yakın farketmeden,kıvrıla büküle gençliğimizde motosikletimizle çıktığımız yol hikayeleri dostum.Kendinden mi başla dedin?Peki anlatayım sana dostum.

Bence,gitmeli insan,ama durmayı da bilmeli.Yani gitmekte gerek,durmakta dostum. Mesela dağlara tırmanıp,bulutlara da bakmalı aşağıya da...
Severim ilkbaharı,yazı,sonbaharı; çünkü benim de bir motosikletim vardı gençken dostum.

Biliyor musun motosikletler kadın gibidir.Kusura bakma ama daha vefalıdır dostum.Yola çıkmasam da kışın; ara sıra çalıştırıp dinlerim sesini,psikolojisini bir kadın gibi dostum.

Genelde uzun yol gidicisiydim gençken,ama yaşlandıkça artıyor molalar,bir iki gün konaklamalar filan dostum.

Üstündeyken motorumun,öyle bir bütünleşiriz ki onunla;hani dedim ya bir kadınla bütünleşir gibi…Gözüm yoldadır,kulağım hep onun güzel gürültülü dişi sesindedir.Ve o aynı ritmle söyledikçe şarkılarını herşey yolundadır demektir dostum.Ama cazgır,dırdır bir kadın sesi verdiğinde;bütün hazzım,keyfim
kaçıverir.O zaman işte,ruhu okşanmak ister bir kadın gibi…
Ya yağı dibe vurmak üzeredir,ya da bir iki contası gevşemiştir.
Bakım uzun sürmez.Hani kadınların saatlerce ayna karşısında makyaj yapmanıza filan hiç benzemez.Beş ondakika sonra o güzelim asfalt yine benimdir ve kadınımın…

Aşarak yokuşları,ırmakları,gölleri,yeşil ağaçları ve dağları yaklaşırsın hedefe dostum. Hele sabahın ilk saatleri ise ve yol boş ise;anlatılamaz bilmeyene o hız ve haz duygusu…İşte o an beynin en yüksektedir.yaptığın hızla orantılı,hızla her şeyi düşünebilirsin mutlu ve özgürce dostum. O anda belki de özgürlüğün bulutlarının içinde uçmaktasın delicesine.Tabii ki birazdan düşüş başlayacaktır yavaştan ve bunu da hiç unutmamalısın dostum.

Yaklaştıkça Ödemiş’in Kemenler köyüne artık hız yapmamalısın,Çünkü”gerçek efendiler” tütün mitingi tertip etmişler Ege’nin o güzel köylüleri ile dostum.İşte o zaman biraz mola verirsin. Sadece seyredersin erdemli insanların,isimsiz kahramanların kalabalığını dostum. Unutmadıysan küçük not defterini,bir kaç şey yazıverirsin eğreti de olsa…

Sonra çaylar,biralar içilir dostlarla.Misafirperverdir o yörenin insanı.Yatacak bir döşek, gözleme ve ayran…sıcak muhabbetin en güzelini,aydınlık bakan umut çocukların hepsini orada bulursun dostum.

Ertesi sabah yüreğinin bir kısmını orada bırakarak vedalaşırsın dostlarınla;iyi şanslar ve daha aydınlık günler dileyerek…

Ömür biter yollar bitmez misali,sürersin motorunu Akhisar tren istasyonuna ve Germencik yollarına;ve de başka yönlere.kucaklayabilmek amacı ile orada ki dostlarıda İşte böyledir gençlikte yol hikayeleri dostum.

İnsan gitmeyide bilmeli,durmayıda gençken dostum.


Aslan

14 Ocak 2010 Perşembe

GÜNEŞ IŞIĞI ÖDÜLÜ



Güneş Işığı Ödülü

Sevgili blok arkadaşım çok zarif ASUMAN hanım,beni Güneş Işığı Ödülü ile ödüllendirmiş.Kendisine çok teşekkür ederim.Ben de bu ödülü bütün blok arkadaşlarımla ve yolu buradan geçen herkesle paylaşıyorum.

Dostlukla...

08 Ocak 2010 Cuma

Ş İ İ R


ÇEKİP GİDEBİLSEN

Parayı pulu fazla düşünmeden,
yıllara da hesap sormadan,
Bırakıp herşeyi ardına
terk ederek bu şehri
ah buralardan bir kaçabilsen.

Geçmişi olmayan insanları,
alışkanlıkları,kayıp yüzleri,
kendini de bırakabilsen.

Mesela bir dağ köyüne yerleşebilsen,
çobanıyla kavalını üfleyebilsen.
Kendinle yalnız kalıp,
kitaplar okuyarak,
her şeyi unutabilsen.

Çeşme başında zeytin gözlü kızlarla
konuşup,birlikte kıkırdayabilsen.
Damlarda tünemiş yaşlılarla işaretleşip,
en güzeline öpücükler gönderebilsen.

Ya da bir sahil kasabasına yerleşebilsen,
denize nâzır oturup,sevdanın ilk günü
gibi dalganı geçebilsen.
Sabaha karşı balığa çıkıp,
akşama rakıyla mangal yapabilsen.
En güzel turisti baştan çıkarıp,
aşkın keyfine dem vurup
sabaha kadar sevişebilsen.

Hâyâli bile güzel,
bu yaştan sonra
yaşanmamış yıllarının
acısını ah bir çıkarabilsen...

Aslan - 8 Ocak 2010

04 Ocak 2010 Pazartesi

Ş İ İ R


DUR DEMEYE GİTMELİ

Kalabalıklar çağrıyor,
Kalkıp hâyâllerin
peşinden yürüyüp gitmeli.
Bakmayın sorar gibi,
Dostlar bizi bekler
Koşup gitmeli.
Durmayın düşünür gibi,
Kavgamıza
Omuz vermeye gitmeli.
Maçkada kardeşlerimizi vurdular,
Hesap sormaya gitmeli.
Halkın kurtuluşu için
Kızıl ummanlara
Damla olmaya gitmeli.
Yurtlar boşalmalı,
Dersler boykot edilmeli,
Meydanları doldurmaya gitmeli.
Faşizmin ayak sesleri heryerde,
''Dur demeye gitmeli.''


(Aslan-Ocak1971,Dev Liseliler,
''Dev-Lis'' Okul Bildiri Dergisi)
Blog Widget by LinkWithin