
Helga Hyn'la beş on dakikadır elele yürüyüp New York'un 54.Sokağında ''Victoria'' restaurantına girdik.Dışarıda ılık esen rüzgâr,inceden insanı üşütmeyen soğuk,yanıp sönen neon ışıkları,büyük reklam panolarını kapının dışında bıraktık.Bütün bunlar şimdi camın ardında.
İçerisi tatlı sıcak.Tertemiz bir yer.Örtüler temiz,tabaklar temiz,bardaklar temiz...Ama titrek mum temiz değil.Kirlenmiş beyazının üstündeki alev,her kapı açıldığında marka reklamcılığı yapar gibi,yanmayla sönme arasında gidip gelerek titriyor.Etrafı turkuaz döşemişler,depderin bir koyu mavi.Kapıdan girer girmez sevdim bu mekânı.Arkadan gelen müzik,yemek,şarap ve karşımda Helga bir yana...sevdim burayı.
Sonra maviye dalıyor gözüm.Mavide en güzel anılar,rüyalar beynimin repliklerinde saklı.O'na bakıyorum.Gözlerinin koyu laciverti deniz gibi dalga dalga içime vuruyor.Ne kadar zaman konuşmadık ki,bana bakıyor.Sıkıldığımı zannediyor.
Geldiğimizden beri,ya bir cümle konuşmuştum,ya iki.Önümdeki altı yanan çerezden bir iki yedim,şarap içtim;sonra,uzun süredir arayıpta bulamamış olduğum kelimeleri yakalamışçasına söze daldım:
''Bu şehir güzel.Bulvarları,ışıkları,tiyatrosu,müzesi,herşeyi...
Olduğu gibi güzel.Ama haklısın,yaşanmaz burada.Çok paran olmalı.Şehire kırk-elli mil ötesinde bir villa,araban olmalı.Bir ayağın şehirde,diğeri İstanbul'da,bak o zaman nasıl keyfimiz yerinde...''
Yüzü pırıl pırıldı geceye tezat.Aydınlık hatları,aydınlık bir yüzü vardı.Dudakları,çenesi ve alnı çok güzeldi.Kusursuzdu âdeta.Boynu bir kuğu gibi uzun olduğundan,hafif yüksek balıkçı kazak giyerdi.Bu,ona daha başka bir hava veriyordu.Daha başka bir asalet...
Gözlerine gitti gözüm yine.Lacivert denizde vurgun yemiş bir denizci gibi içim acıdı.Parfümünün kokusunu soludum. İçimdeki bütün renkleri uyandırıp,gökkuşağına çevirdin beni.Bir karış ötemde otururken,seni öylesine özledim ki...Öpmeliydim şimdi seni.Karşımda herşeyinle öylesine güzel,öylesine masumsun ki,yine gözlerinin mavisinde boğulup,hep içinde kalmak istedim.
Gözüme hafifden garson ilişti.Birşeyler söylemek lâzımdı,yanıma çağırdım.Ona baktım.''Sen ne istersen,''dedi. O an,onun için seçim yapmak çok zor geldi.Hayatta,birbirini seven iki kişinin seçim yapması özgürlüğüne inanlardandım.Israrla deniz gözlerine baktım.
''İstakoz,''dedi,''mevsimiyse...istakoz.''Garson iştah kabartan bir iki söz etti.İstemem diyemedim.Döneklik olurdu.Zoruma gitti şimdi istakozla uğraşmak.Ayrı tabaklar,özel âlet edavat...
''İstemiyorum''demiştin.''Formalite,bir sürü uğraş,şamata istemiyorum...
Kendi aramızda birşeyler olsun.''
''Peki,''demiştim,motorda.Üsküdar'dan Beşiktaş'a geçiyorduk.''Benim de gözüm de büyüyor.Sade olsun.''






