Beşiktaş'ta motordan inerek;sade,temiz birşeyler yemek üzere,Rize'li Cemal'in lokaline yürüdük.Güneş,ışınlarını kesmiş,gündüze veda etmek üzereydi...Altıncı kattaki dubleksin büyük salonunda,ticaret odası başkanı,emekli vali,gümrük komisyoncuları ve diğer müdavimler,yine büyük bir açık poker partisi çeviriyorlardı.Cemal,bizi,duvar içine gömülü japon akvaryumlu özel yemek salonuna aldı.
Cemal'le sohbet ederek çaylarımızı içtik.Balık,meze ve rakı fikrimizi söyleyerek,ne tavsiye edeceğini sorduk.Daha sonra,ağır misafirlerle ilgilenmesi için gitmesini söyledim.
Yan masada bir kadınla erkek oturmuşlar,hiç konuşmuyorlardı.Kadının gözleri hüzünlü ,ağlamaklıydı.Fondan gelen ince,sihirli keman sesinin onu efkârlandırdığını düşünürken,Helga'ya baktım.Gözlerinin laciverti yine içimin derinliklerine dokunarak,kendi dünyamıza dönmemizi fısıldar gibiydi.
Üç gündür eve kapanıp,yiyip içmekten,Helga'nın yağlı boya resim yapmasını seyretmekten,üstüme bir yorgunluk gelip çökmüştü.Dizlerim titriyordu ve acıkmıştım.Kapıdan,koridorun sonunda ki,yarısı gözüken camekan buzdolabında lüferleri görebiliyordum.
İkinci dublemizin sonuna doğru Cemal yanımıza geldi.''Abi şansınıza,canlı bir kilo istakoz geldi,ister misiniz?''Helga'ya baktım.
Tereddüt ederek,''bunca lezzetten sonra ağır gelmez mi?''dedi.''Tamam,''dedim,''testere ile ikiye kestir,bir parçası iyice pişsin,
etlerini de ayıklat...''
Çakırkeyif,ışıl ışıldı gözleri.Camdan dışarı denize,sokaklara bakıyordu.Her göz göze gelişimizde,açık denizde gemisi batmış denizciye dönüşüyordum.Arkada ''tomorrow will be too late'' çalarken,''çok şehir gördüm,birçok başkent,
İstanbul gibisi yok,''dedi.Başımla tasdik ettim.Susduk.Uçup giden günlerimin her yerinde,bir kurşun hızıyla geçen gençlikten elde kalan zor yaşanmış,yine de çok sevdiğim bir eski İstanbul vardı aklımda.Çok konuşmuştuk,bunu Helga'da biliyordu.Bu şehri yaşarken insan,ne çok şeyleri ıskaladığını farketmezdi gençken.
Bu büyülü şehir sanat gibi yaşanmalıydı;yanlış yaparsan canavara dönüşüp yutardı seni.Kıymet bilene bir anne gibi şevkatli;bilmeyene,yaşlı,huysuz bir fahişe gibi acımasızdı bu dişi şehir.
İçine düştüğüm derin düşünceleri farketmiş gibi,gülümseyerek sordu:
''Geçmişe dönüp,şimdiki bu aklınla,bu şehri tekrar yaşamak ister miydin?''
''Neler vermezdim,belki de ömrümün yarısını..!''
Babası İtalyan asıllı olduğundan,sevecen,çok sıcak kanlıydı Helga.Soğuk,donuk Alman kadınlarıyla yakından uzaktan ilgisi yoktu.Acılar içindeydi puslu Hamburg'da..Kızı ve işi,o soğuk şehirde olmasa;İstanbul'a yerleşeceğini,yazları,birlikte güneyde geçireceğimizi kaç kez söylemişti...
''Bana her gün yazar mısın?''diye sordu.Yazmayacağımı sezmişcesine,inanmadan tekrar sordu:''Bana yazar mısın?''Duymazdan gelerek,cevap vermedim.Cemal'in yanına,diğer odaya gittim.Beş,on dakika sonra masaya döndüm. Lacivert gözlerinin kışa dönerek,düştüğünü gördüm.''Sonbaharda birlikte New York...''dedim.Bir den,gözleri ilkbaharın can erik yeşiline bürünerek,''evet,''dedi.
''Biliyor musun Helga,bir gün içinde bana dört mevsim yaşatıyorsun,gözlerin gibi değişerek...''
''Onun için seni seviyorum!''






